[paraiso web roman]
  • Ana Sayfa
  • Hikaye
  • Karakterler
  • Bölüm Listesi
  • Extralar
  • Read in English

“Geri döneceğini söylemiştin. Hala bekliyorum.

Bekliyorum. Çünkü sana inanıyorum.

Sen toprağı hiçbir zaman yanıltmadın.

Rüzgar gibi net, su gibi berrak, toprak gibi arı.

Hiçbir zaman unutmadım. Seneler geçti. 

Bana olan sevgini unutmadım. 

Saçlarımı kestim. Yas tutmak için bir sebebim yok.

Çünkü döneceksin, biliyorum.

Bahçemizdeki Kadupul çiçek açmaya devam ediyor.

Dönüşünü gözlüyorum Mian. Rüzgar yanılıyor olamaz.

Dallarıma kondurduğun sevgi tomurcukları açacak.

Ve tatlı kokuları seni bana geri çağıracak.

Eşin,

Kio”



* * * * *



Onun bize gelişi, Dünya zamanıyla bir Mart günü oldu. 


O günün arifesi, yalancı bir bahar güneşi sahte ışığıyla insanların dünyasını aydınlatıyordu. Büyük gri bir bina, Dünya’nın en büyük ve hatta yaşayan tek hazinesi olan yeşilliklerin arasında tehditkar bir gölgeyle yükseliyordu. Binayı kaplayan binlerce pencereden içeriye giren gün ışığı, odalarda ikamet eden sakinlerin yüreğine kısa süreli, yatıştırıcı bir mutluluk veriyordu. Binayı çevreleyen büyük bahçenin çalıları arasından arı ve cırcır böceği cıvıltıları yükseliyordu, çimenlerin arasından güneşi selamlayan papatyaların baygın kokusu ılık havaya karışıyordu. Sonra, ansızın bu neşeli bahar tablosunu lekelemeye gelmiş gibi sinsi bir rüzgar, binanın gölgesinde kalan devasa katalpa ağacının dallarını titretiyor ve dallarında sallanan erkenci çiçekleri birer ikişer yere düşürüyordu.


Ve tam orada, düşen çiçeklerin altında sırtını ağacın gövdesine yaslamış, kucağındaki deftere bir şeyler karalayan sarışın bir genç adam, içini titreten bahar rüzgarına aldırmadan kocaman sırıtıyordu. Defterine hevesle bir şeyler yazan o genç adam, Luka Cotton’dı. Genç adam eğildiği defterine ara sıra dalıp duraksıyor ve iç geçiriyordu. Sonra kendi kendine gülüp başını sallıyor ve yüzüne düşen perçemini kulağının arkasına sıkıştırıp süslü kalemiyle yazmaya devam ediyordu. Etrafına çiçekler ve kalpler çizdiği defter sayfasında ise şunlar yazıyordu.


“Tarih: 20 Mart 2061


Bugün, Neo Pangea’da geçireceğim son gün. Karmaşık duygular içindeyim.

Sonunda çocukluk hayalimi gerçekleştiriyorum. Nihayet uzaya gidiyorum!!!

Eyvah, bunun gizli kalması gerekiyordu. Doktor Rice bu bilgiyi kimseye söylememem konusunda beni uyarmıştı.

Ancak!

Teknik olarak günlüğüm bir kimse sayılmaz. 

Ayrıca, günlükler gizli kalması gereken eşyalardır.

Bu yüzden…


Sırrım birileri bu defteri bulup okuyana kadar güvende!


Konuya dönecek olursak, gideceğim yer Neo Pangea’nın kurtuluşuna yardımcı olabilecek keşiflere imza atacağım sevimli mi sevimli bir gezegen. Doktorcuğumun söylediğine göre endişe edecek bir şey yokmuş. Gideceğim gezegenin halkı son derece dost canlısıymış. Hatta beni orada bekleyen birileri bile olacakmış!

Orasıyla ilgili daha bir sürü şey anlattı fakat söylediklerinin gerçek mi yoksa beni rahatlatmak için attığı yalanlardan mı ibaret olduğunu anlayamadım doğrusu. 

Ama pek de umrumda değil.

Hem, neden böyle bir şey için bana yalan söylesin ki?

Değil mi?


Ayrıca, herkes ha deyince uzaya çıkmıyor! Bu yolculuk bana verilmiş kutsal bir vazife. Ve ben, ne kadar korkularım olsa da bu görevi yerine getireceğim.


Başarılı olabilirim, başarısız da olabilirim.


Ama önemli olan ilk adımı atmış olmak! İlk adımı atmadan bir işte iyi olup olmadığını öğrenemezsin. Bisiklet sürmenin kurallarını kitaptan okuyup ezberleyerek öğrenemezsin. 

Pedal çevirmek gerek. Pedal.

Pedalları çevirmenin vakti geldi Luka Cotton.

Bu çocuk nihayet dış alemle ilgili bildiği her şeyi uygulamaya gidiyor.


Orlan ve Jiayi. Benim muhteşem komşularım. Onları çok ama çok özleyeceğim.

Ablamı da özleyeceğim. Sadece biraz. Azıcık. Azıcıcık.

Şaka! Onu da çok özleyeceğim. Hatta en çok onu özleyeceğim. (Bunu sadece geri döndüğümde beni pataklamasın diye ekliyorum. Muhtemelen döndüğümde günlüğümü okumak için benimle güreşecek ve amacına ulaşacaktır. Elbette bunu söyleyerek sevgili ablacığımın ne kadar büyük bir zorba olduğunu ima etmeye çalışmıyorum! Benim güzel ablacığım! Melek ablacığım!)


Odamı özleyeceğim. Eşyalarımı. Ailemin bana bıraktığı değerli anıları.

Bu çocuk artık daha fazla gözyaşı dökmeyeceğine söz verse de zırıldak gibi ağlıyor.

Gezegene yolculuğum sona erdiğinde bu defteri yeniden güncelleyeceğim.


O güne dek görüşmek üzere.


Luka Cotton şimdi uzay yolcusu.


Hedef, uzak ve yeşil gezegen Paraiso.”


Genç adam günlüğünün kapağını yavaşça kapatıp gülümser bir şekilde iç geçirdi. Gizlemek için beyhude bir çaba sarf ettiği gözyaşları komşularına ve ailesine, ve hatta yaşadığı bu yere karşı duyacağı özlemle doluydu. Burnunu çekip dudaklarını birbirine bastırdı ve gözlerini kırpıştırıp duyduğu bu acı tatlı hissi gölgelemeye çalıştı. Ardından ayaklanıp ağacın gölgesinden çıktı ve elini gözlerine siper edip gökyüzünde parlayan güneşe, diğer deyişle onun yokluğunu aratmaması için insanlar tarafından inşa edilmiş parlak objeye baktı. Objeden çıkan ışınlar genç adamın yeşil gözlerine yansıyıp rengini sarıya çevirdi.


Yüreği geride bırakacakları için ne kadar hüzünle dolu olsa da, ruhu çıkacağı yolculuğun ihtimallerini öğrenmek için heyecanla çırpınıyordu.


Doğrusu bu özgür ruh, aslında çok uzun zamandır bu yolculuğu bekliyordu.


Bu dünyada Luka Cotton adını alan bu ruh, oranın nizamıyla 2035 yılının başında “Neo Pangea” isimli ülkede vücut buldu. Minik Luka diğer bebekler gibi değildi, ağlamak yerine kocaman gülümseyerek geldi dünyaya, geldiğine sevinmiş gibiydi adeta. Masum, arı bir tebessüm. İnsanlığın geçirdiği felaketlerden bihaber.


Luka’nın doğup büyüdüğü Neo Pangea adlı yer, bir zamanlar insanların “Dünya” adını verdiği gezegenden geriye kalan küçücük bir kıtadan ibaretti. Bitmek bilmeyen doğal kaynak kavgaları, açgözlülük, toplumsal çöküş ve ardından gelen sonsuz yıkım, dünyalarını çok kısa süre içinde yaşanamayacak bir noktaya getirmişti. Kaynaklar tükenmiş, hava zehirlenmiş ve gezegenin alev topuna dönmesine ramak kalmıştı. İnsanlar çeşitli sebeplerden dolayı kitleler halinde ölmüş, sağ kalanlar da imkansızlıklar yüzünden sonsuz bir hayatta kalma savaşına tutuşmuştu.


Fakat her şeye rağmen barışa ve kurtuluşa inanan insanlar hala vardı. Bu insanlar son bir çabayla şimdi üzerinde yaşadıkları kıtaya sığınmış, gezegenlerini eski haline döndürmeye çalışmak için çalışmalara başlamıştı. Kıtanın etrafına koruyucu bir kubbe örülmüş, bu kubbenin katmanları arasına da tıpkı “Eski Dünya” görünümünde objeler yerleştirilmişti. Luka’nın gördüğü “güneş” bu objelerden sadece bir tanesiydi. 


Bunun gibi milyonlarca yapı vardı kubbenin içinde. Bu yapıların insanlığın evrimsel yolculuklarında geriye gitmelerini önlemesi öngörülmüştü. En azından insanların üzerinde “gözle görülür” bir gerileme kaydedilmemişti henüz. Yalnızca teknolojik açıdan büyük hasarlar almışlar ve eski ve yeni sentezi tuhaf bir yaşantı sürmeye başlamışlardı.


Ancak nihayetinde alınmış her önlem yapaydı. Ve yapay olan hiçbir şey gerçeğinin yerini tutamazdı. İnsanlar bunu anlamakta zorlanıyordu. Fakat çok geçmeden acı yoldan anlayacaklardı tarihlerinde yaşayıp göçmüş diğer her topluluk gibi.


Luka düşünüp sorgulayabilecek yaşa geldiğinde o zamanlarda çekilen videologlardan parçalar izleyerek öğrenmişti tüm bu bilgileri. O zamana dek tek bildiği kubbe ve içindeki dünyaydı. Ne kubbenin dışındaki gerçek dünyayı görmüştü, ne de bir zamanlar olması gereken dünyayı.


Bildiği tek şey kubbenin içinin güvenli olduğuydu. Kubbenin sakladığı gerçeği ise çok sonra görecekti.


Luka bu yapay dünyanın içinde, bütün zorluklardan uzakta, basit bir yaşam sürerken; dışarıda bu dünyaya imrenen, ona ulaşmak, hatta ele geçirmek için diş bileyen, ölüm ve yaşam arasında gidip gelen, göreni dehşete düşürecek bir topluluk vardı. Kimisi Neo Pangea’lıların yaşadığı hayata özenmekten içi kinle dolmuş, insanlıktan çıkmış yaratıklardı, kimisi ise sadece hayatta kalmak istiyordu, bu sefil hayatı yaşamayı hak etmiyorlardı.


Luka’nın bu topluluktan haberi vardı. Ve bu adaletsiz düzeni değiştirmek istiyordu. Eğer düzen kubbenin içinde yeniden sağlanabildiyse bütün kürede de yeniden sağlanabilirdi. Genç adam buna yürekten inanıyordu. Bu yüzden Paraiso isimli gezegene gittiğinde elinden geleni yapacağına yemin etmişti. Orada öğrendiği her şeyi kendi gezegenini kurtarmak için kullanacaktı.


Luka, bir kez daha masum ve arıydı. Başına geleceklerden habersizdi.

Ana Sayfa

yazar hakkında

Fotoğrafım
catalpagarden
Translator, writer, sci-fi/horror enthusiast.
Profilimin tamamını görüntüle

Luka'nın Müzik CD'si

takipçiler

bana yaz

Ad

E-posta *

Mesaj *

Blogger tarafından desteklenmektedir.

diğer şeyler

  • kişisel blog
  • pixiv
  • instagram
  • twitter

Copyright © [paraiso web roman]. Designed by OddThemes